Mirror’s Edge™

Mirror’s Edge™!! Evet bugünkü incelememizin konusu parkur oyunu dediğimizde parmakla gösterdiğimiz Mirror’s Edge üzerine olucak sayın okur. Mirror’s Edge DICE tarafından geliştirilip, Electronic Arts tarafından yayımcılığı yapılmış içinde aksiyon,macera ve yüksek olarak parkur adını verdiğimiz oynanış stillerini barındırıyor. Karakterimiz Faith otoriter ve baskıcı bir sistem altında illegal kuryecilik yapıyor. Kız kardeşimiz ise polis güzel bir ironi. Gel gelelim çok da şaşırtıcı olmayan bir durum kız kardeşimizin üstüne bir cinayet yıkılıyor. Kardeşimiz yapmadığına bizi inandırmış olsa da bu işin peşine düşüyoruz. Oyunun genel olarak zayıf bir hikayesi olduğunu söyleyebilirim ve oynanış süresi normalin biraz altında kalan bir hikayeden bahsediyorum.

İçerik olarak ise ayağımız kelimenin tam tabiriyle yere değmiyor bütün oyun boyunca a’dan b’ye koşup çatıdan çatıya atlayıp yolumuza çıkan düşmanları bizi yavaşlatmadan tek hamlede bitirmekle geçiyor. Belli başlı bölümlerinde polislerle çatıştığımız sahneler oyunun aksiyon dozajını iyice yükseltiyor. Çatılar arası koşarken göreceğimiz kırmızı noktalar hayat kurtarıyor çünkü her zaman gitmemiz gereken yönü gösteriyorlar onun dışında koşabileceğimiz yönler tamamen sizin yaratıcılığınıza kalmış durumda. “Ne demek bu?” Diye sorarsanız şöyle açıklayım koşarken saptığımız yönler, yaptığımız hareketler varacağımız noktaya olan mesafeyi azaltıp veya çoğaltmakta ek rol oynuyor yani tamamen size kalmış bir olay.

Oyun içerisinde npc olarak adlandırabileceğimiz kimse yok hatta genel olarak sinematikler dışında sadece telsizden emirleri alıp konuştuğumuz kişi var diyebilirim. Sinematik demişken oyunun sinematiklerinin çizgi film tadında görüntüleri cidden izlemeye değer kılıyor. Grafik konusunda oldukça dolgun ve canlı renkler kullanılmış ve ortalama bir görüntüye sahip. Oyunun ilerleyen safhalarında hikaye bakımından pek olmasa da oynanış açısından sizi içine çekeceğine eminim.

Sonuç olarak dolgun ve canlı grafik, çatılardan çatıya uçtuğumuz amansız parkurlar ve zaman geçirmek için güzel bir hikaye arıyorsanız sizi Mirror’s Edge oynamaya davet ediyorum.

The Lord of the Rings: War in the North

Merhabalar okurlar bugünkü yazımda The Lord of the Rings: War in the North oyunu hakkında bir inceleme yapacağım. Oyunumuz 1 Kasım 2011 tarihinde çıkıp, Snowblind Studios tarafından geliştirilip, Warner Bros tarafından yayımcılığı yapılmıştır. İçinde Aksiyon, Ryo türlerinin yanı sıra Hack and Slash öğelerinide barındırıyor. Gözümüzü kırpmadan izlediğimiz, filmlerini, tek solukta okuduğumuz kitaplarının yanı sıra bize yaşattığı büyülü Orta Dünya’yı bakalım oyunda da yaşatabilmiş mi ? Gelin beraber öğrenelim.

Kullanımı basit ve sade bir arayüze sahip giriş ekranımızda 3 karakterden herhangi birini seçip kendimizi maceranın içine atıveriyoruz. Bu 3 karakterlerden bahsedersek Eradan (insan), Andriel (elf) ve Farin (cüce). Adnriel büyücü sınıflı bir elf fakat yaptıkları büyü ile sınırlı değil kendisi eline bir kılıç verdiğimizde yakın dövüşte de düşmanlarımızın korkulu rüyası haline gelebiliyor. Farin klasik bir cüce savaşçısı öfkesi ve kuvveti bir araya gelince boyumuzdan büyük işlere kalkışmak için çok uygun. Eradan ise Ranger sınıfı bir Dunadan yani Batı Numeroanlı bir insan, okçulukta adeta bir Battal Gazi olmasının yanı sıra yakın dövüşte de sinsi bir şekilde düşmanları katletmekte üzerine yok.

Gelelim oynanış şekline. Her karakterin kendinse has büyüleri, uzaktan vuruşları ve karaktere özel yakın vuruşları var fakat sadece bundan ibaret normal vuruşlarımıza ekstra katabileceğimiz hiçbir şeyi maalesef oyun bize sunmuyor. Savaş sırasında düşmanları öldürmeye yaklaştığımızda yaptığımız bitirici darbeler esnasında oyun yavaşlıyor ve yaptığımız hamlenin şekline göre kopan kafa, kol değişiyor. Savaş esnasında nişan almanın bu kadar kolay olabileceğini açıkça tahmin etmemiştim vuruş hissiyatı açısından tatmin edici olduğunu söyleyebilirim. Orkların, örümceklerin vb. yaratıkların kafalarına sapladığım oklar bizzat beni tatmin etti. Savaş sırasında beni tatmin edici bulmadığım başka unsurlardan biride öldüğümüz esnada patates çuvalı gibi yere yığılmamız ve yaratığın direk bizi bırakıp farklı bir karaktere dönmesi aynı şekilde diğer karakterler içinde geçerli yani ölmek biraz zor.

Oyun içinde mekan değiştikçe ve her savaşa girdiğimizde değişen müzikler eğer ki oyun Lord of the Rings olmasaydı gayet güzel diyebilirdim fakat müziklerin filme getirdiği aksiyonu maalesef oyun getirememiş. Gandalf, Frodo, Aragorn, Legolas gibi karakterlerle bizzat konuşma fırsatımız oluyor oyun içerisinde fakat NPC’lerle konuşmamız oyun içerisindeki hikayeyi etkilemiyor.

Sonuç olarak; Grafik bakımından çıktığı tarihi göz önüne alırsak görüntüler oldukça iç açıcı. Şahsen Hack and Slash oyunları seviyorsanız, aksiyonu yerinde vakit geçirecek bir oyun arıyosanız ve eğer Lord of the Rings hayranıysanız oyunu oynamanızı tavsiye ederim.

Oyun Nedir ?

Oyun nedir mi ? Oyun dediğimizde insanın aklına binlerce farklı şey gelebilir Mesela sokakta oynadığımız seksek, 3 taş, vb. oyunlar yada genellikle arkadaş ortamında oynadığımız Monopoly, Tabu tarzı oyunlar. Fakat benim burda değineceğim nokta daha çok bilgisayar, konsol vb. yerlerde kısacası sanal aleme dalış yaptığımız ortamlarda. Belli kişiler oyun oynamayı zaman kaybı çocuksu veya boş bir iş olarak görür. Şahsen ben bu arkadaşlara katılmıyorum.Oyun oynamak bir insanı zihinsel ve fiziksel açıdan geliştirmekle kalmayıp oynadığınız oyuna ve yaptığınız şeylere göre ilerde yüksek ihtimalle işinize yarıycak olan yabancı dil konusunda da büyük katkıları var. Tabii ki bu dediğim koşullar işin dozunu aşmadan yapıldığı takdirde gerçekleşir. Bu koşullar sağlandığında zarar dan çok yararı olduğu taraftarıyım. sizce de öyle mi ? Bu sorunun cevabı size kalmış. 🙂

Oyun genel olarak boş vakitlerimizi değerlendirmek amacıyla yaptığımız bir eylemdir. Oyun konsolları (Playstation, Wii vb.) bilgisayarlar ve telefonlar şu zamanımızda oyunların sıkça kullanıldığı yerlerden bazılarıdır. Bazı yetişkinlerimiz sorabilir ne var bu oyunlar da bu kadar ilgi çekicek ? diye sormakta çok haklısınız. Zevkler ve renkler tartışılmaz lafını bilirsiniz oyunlar konusunda da aynı şey geçerli herkesin kendine has gördüğü oynarken oynamayıp resmen yaşadığı oyunlar vardır zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız bile örnek vermek gerekirse Minecraft adında Mojang tarafından geliştirilen ve hayal gücünüzün sınırlarını zorluycak bir oyun var. Bu oyunda nerdeyse her şey küplerden oluşuyor isetdiğiniz şeyleri inşa etmekte özgürsünüz kısacası oyundaki tek sınırlama hayal gücünüz. Tabi ki bu bahsettiğim sadece herhangi bir örnekti daha bu oyun gibi ve bu oyundan tamamen farklı bir çok şey bulunuyor bu koca evrende. Eminim sizde kendinize bir pay çıkarabilirsiniz. 🙂 Zorlanırsanız eğer ilerde yapmış olacağım oyunlar hakkındaki incelemelerime sizi davet ediyorum.